Aşure Tarifi

0
57

1. Aşure Tarifi

 

 

Muharrem’in onuncu gününe Asure Günü denir. Bugün, Cenâb-i Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsanda bulunmuştur.

Muharrem’in onuncu gününe Asure Günü , dokuzuncu günü ile onuncu günü arasındaki geceye de Asure Gecesi denir. Muharrem ayı, Kur’ân-i kerîmde kıymet verilen dört aydan biridir. Asure Gecesi, bu ayın en kıymetli gecesidir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Asure Günü zerre kadar sadaka veren kimseye, Allahü teâlâ Ühüd dağı kadar sevap verir.” [Sır’a]

“Allahü teâlâ, Asure Günü’nü üstün kılmıştır. Allahü teâlâ, gökleri, yeri, dağları, denizleri, yıldızları, Ars’i ve melekleri, Âdem aleyhisselâmi Asure Günü yarattı. İbrahim aleyhisselâmin dünyaya gelişi ve Nemrud’un ateşinden kurtuluşu Asure Günü oldu. ibrahim aleyhisselâma, oğlunun yerine kesmek için, büyük koç bugün ihsan edildi.” [Taberanî]

Muharrem Ayı ve Asure Günü

“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.

Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-i Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.

Asure Orucu

Peygamber (s.a.ş.), “Asure günü orucunun, önceki yılın günahlarına keffaret olacağını umarım” (Tirmizî, Savm, 47) buyurarak bu günde oruç tutulmasını tavsiye etmiştir. Ancak Yahudiler, Muharrem’in sadece 10. gününde oruç tuttuklarından, onlarınkine benzememesi için önüne veya sonuna bir gün ilavesiyle iki gün ve yahutta hem öncesine hem de sonrasına bir gün ilave edilerek üç gün oruç tutulması tavsiye edilmiştir.

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ıfâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.

Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

Cenâb-i Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-i Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.ş.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

2. Hz. Nuh (a.ş.) gemisini Çûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.

3. Hz. Yunus (a.ş.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.

4. Hz. Âdem’in (a.ş.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.

5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.

6. Hz. İsa (a-ş.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.

7. Hz. Davud’un (a.ş.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.

8. Hz. İbrahim’in (a.ş.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.

9. Hz. Yakub’un (a.ş.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

10. Hz. Eyyûb (a.ş.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)

Hz. Âişe’nin belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdışelerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.

“Bu ne orucudur?” diye sordu.

Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u böğdürdüğü gündür. Hz. Musa (a.ş.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.

Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtu Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)

Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.

Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:

“Âsûrâ, Küreys kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âsûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buharı, Savm: 69.

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.

Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”

Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmın tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmı de affedebilir” buyurdu.(5)

Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)

“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.

Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir.

Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.

Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, asure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.

Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkâni nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdışeleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.

Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Asura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında önün rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkâni ölçüsünde ikram eder.

Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yasında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma sanına yüceltmiştir.

Şehitler mukâfatini almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mu’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yaş merasimi” haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

Asure’nin hikâyeşi

Asure pişirmek Osmanlıdan sonra daha önem kazanmıştır. Nuh peygamber zamanından geldiği de bilinmektedir. Herkes asurenin varoluş hikâyeşinin Hz. Nuh tufanı ile başladığını bilmektedir. Hz. Nuh, Hz. İdris peygamberden sonra kavmıne gönderilen peygamberden biridir. Asurenin hikâyeşi ise şu kışsaya dayanmaktadır:

Oğulları olan, Şam, Ham ve Yasef kendisine iman etmelerine karşın Kenan ve kavmınden pek çok kimse ona inanıp iman etmez. 1000 seneden fazla Allah’ın emirlerini kavmıne tebliğ etmesine karşın ne yazık ki çok zülme uğrar ve onların alaylarına maruz kalır. Sonunda kavmını Allah’a sıkâyet eder. Allah, Hz. Nuh’a çok büyük bir gemi yapmasını emreder. Ve ona yardım etmesi için Cebrail (aş) kendisine yardımcı gönderir.

Hz. Nuh emre itaat ederek büyük bir gemi yapar ve kendisine iman eden ne kadar mümin varsa onları gemiye bindirir. Her cinsten birer çift hayvanı da yanlarına alır. Ve Allah sonunda büyük tufanı koparttır. Gökten yağan yağmurlar ve yerden fışkıran sular bütün yeryüzünü kaplar. Ten nur’un kaynaması ile gemi hareket eder. Sadece gemiye binen müminler kurtulur. Gemi aylarca suda kalır. Bu zaman zarfında yanlarına aldıkları yiyecekler tükenmeye başlar. Geriye kalan yiyecekleri bir kazanda toplayarak bir çorba pişirmeye başlarlar. O zamanda yapılmış çorbaya bugün Asure diyoruz. Asurenin hikâyeşi de bir rivayete göre bu kışsaya dayanmaktadır. Yüzyıllardan bu yana değişmeyen bir gelenek haline gelmiştir Asure. Osmanlı zamanında bu aya çok önem verilir idi. Muharrem ayının 10. günü oruçla başlanırmış güne, kazanlarca asureler yapılıp eşe dosta, konu komşuya dağıtılırmış. O zamanda asure dağıtan gönüllü “asure sebilcileri” varmış. Fakire, fukaraya asure dağıtırlarmış.

 

Bir Tencerelik Malzeme veriyorum Arkadaşlar su miktarı yaklaşık 2-3 Litreyi buluyor.Kaynadıkça Suyunu çekiyor çünkü.

Malzemeler :

  • 2-3 litre Kaynamış su
  • 1 su Bardağı Beyaz Fasulye
  • 1 su Bardağı Nohut
  • 1 su Bardağı Buğday
  • 1 su bardağı Tozşeker
  • 1 su Bardağı Kuru İncir
  • 1 su Bardağı Kuru Kayısı
  • 1 su Bardağı Kuru Üzüm
  • 1 su Bardağı Kabuksuz Badem
  • 1 su Bardağı Kabuksuz Fındık
  • 1 Tane Portakal kabuğu Rendesi
  • Süslemek için Nar Taneleri

Yapılışı :

Nohut ve Fasulye yi bir gün önceden ıslatalım.Sonra Kayısı ve İnciri küçük olacak şekilde doğrayalım.
Arkadaşlar Nohut,Fasulye,Buğday,Kayısı,İncir,Üzüm.Yani burda yazdığım ürünlerin hepsini ben ayrı ayrı tencerelerde pişirdim.Renkleri birbirine karışmasın diye .Ama isteyenler önce Nohut,fasulye,buğdayı önceden bir tencerede haşlayıp içine diğer malzemeyi katip haşlamaya devam edebilirler.

Ayrı Tencerelerde haşladığımız Malzemelerimizin sularını süzdürüp hepsini büyük bir tencereye alalım.2-3 litre kaynamış şu koyup yine pişirelim.Ama ben kayısı ve incirin suyunu çöpe dökmedim ve sakladım,çok faydalı olduğu için her sabah aç karnına bir çay bardağı içtim.

Ve bu şekilde biraz daha kaynatıp içine önce Şekerimizi , Badem ve Fındığımızı katip kaynatmaya devam edelim.Son olarak Portakal kabuğunuda ekleyip ocağımızın altını kapatalım.Soğuyunca veya ılık iken servis yapalım.ben sıcak sıcak yemesini çok severim Arkadaşlar.

Süslemek için Nar Taneleri ve ceviz kullanabilirsiniz.

Eğer bu tarif size zor geldiye az daha bekleyin derim ben.daha kolay bir tarifini vericem bir kaç gün içinde İnşaallah

Afiyet Olsun

CEVAP VER